İzmir BAM - 12. Hukuk Dairesi (E. 2019/2210)
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 12. HD., E. 2019/2210 K. 2020/1208 T. 7.7.2020
Esas No.: 2019/2210
Karar No.: 2020/1208
Karar Tarihi: 07.07.2020
İSTİNAF KARARI
DAVANIN KONUSU: Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karara karşı süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir 18. İcra Müdürlüğünün 2016/15982 Esas sayılı dosyasının 02/12/2016 tarihinde açılmış olduğunu, tebligatın 10/03/2017 tarihinde borçlu K1'e 21.mad. göre muhtara teslim edilerek kesinleştiğini, icra dosyasında ve ticari çevrede yaptıkları talepleri gereği borçlunun, borcu karşılayabilecek taşınır taşınmaz mal varlığının araştırılması sonucunda taşınır hiçbir mal varlığına rastlanmadığını, sadece taşınmaz mal varlığı olarak tespit edilen İzmir, Tire, A1 Mah., A2 mevkii, 614 nolu parselde 414 m2 olarak avlulu kargir dam niteliğindeki 20.000,00-TL değerindeki taşınmazı üzerinde 200.000,00 TL'ye yakın haciz şerhi bulunduğunun görüldüğünü, düşük kıymet nedeniyle borcun anılan taşınmazdan tahsili kabiliyetinin olmadığını, borçlunun çevresine çok büyük borçları olduğunu ve kötü niyetli olarak üzerindeki malı aile fertleri üzerine kaçırdığı duyumları almaları nedeniyle, 09/09/2019 tarihinde YMK.nun 202-210 ve ilgili sair maddeleri gereğince icra dosyasında yaptıkları taleplerinde borçlu- K1'in üst ve alt soyunu gösterir meşruhatlı aile nüfus tablosunun UYAP aracılığıyla çıkarılarak, bir örneğinin dosya içerisine alınmasına, baba hanesinden meşruhatlı çıkartılan nüfus aile tablosuna göre babasının ve annesinin vefat etmesi durumunda, murisinden borçlu üzerine mirasen intikal edebilecek mal varlığının olup olmadığının sorgulanmasına, mal kaçırma ihtimaline binaen, 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren YMK.nun 202-210 ve ilgili sair maddeleri gereğince borçlunun eşi ve tasarrufun yapıldığı reşit olmayan çocukları adına 01/01/2002 tarihinden sonra edinilmiş veya borçludan devrolan taşınır veya taşınmaz kayıtlarının olup olmadığının araştırılmasına karar verilmesini istediklerini, ancak İzmir 18.İcra Müdürlüğünün 10/09/2019 gün ve 2016/15982E.nosuyla," Alacaklı vekilinin muris mal varlığı, pasif tapu sorgusu ve borçlu dışındaki ilgililere yönelik tüm taleplerinin reddine " karar verildiğini, verilen kararın yasal dayanağının olmadığını, 4721 s. y.nın 210 .md. "Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar vermesini isteyebilir....."denildiğini, bu kapsamda Aile Mahkemesinden alınacak kararla 01/01/2002 tarihinden itibaren eşler arasındaki mal ortaklığı rejiminin iptal edilerek, mal ayrılığı rejimine dönüştürülüp ½ oranındaki borçlu eşin hissesi üzerinden borçların tahsili veya bu dönemde reşit olmayan çocukları adına alınan malların üzerinden borçların tahsili imkanı bulunduğundan dolayı İzmir 18.İcra Müdürlüğünün 2016/15982 E. nolu dosyasında borçlu eşi veya tasarruf sırasında reşit olmayan çocuğunun üzerine geçirilen mal varlığının veya anne babasından mirasen gelip henüz adına tescil edilmemiş mal varlıklarının bilgi mahiyetinde dökümünün öğrenilmesi doğrultusunda 09/09/2019 tarihinde yaptıkları taleplerin reddine ilişkin kararın iptaline, 09/09/2019 tarihinde bilgi edinme amacıyla yaptıkları taleplerinin kabul edilerek borçlu K1'in, meşruhatlı aile tablosundan kimliği tespit edilecek eşinin ve 01/01/2002 tarihinden sonra tasarruf sırasında reşit olmayan çocuklarının adına alınan veya borçlu tarafından bu kişiler üzerine geçirilmiş mal varlığının, baba veya annesinin ölümü halinde varsa halen tapuda borçlu üzerine geçişi yapılmamış olan malvarlığının tespiti için alt ve üst soydan meşruhatlı aile nüfus tablosunun çıkartılarak, eş, çocuk, anne, baba adına taşınır taşınmaz dökümünün tespit edilerek buna dair bilgilerin taraflarına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Dava hasımsız açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İzmir 10. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, şikayetin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinafa başvuru dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek, borçlunun eşinin, reşit olmayan çocuklarının, anne ve babasından mirasen gelip henüz borçlu adına tescil edilmemiş mal varlığının taraflarınca haricen tespit edilemediğini, bu kapsamda aile mahkemesinden alınacak kararla 01/01/2002 tarihinden itibaren eşler arasındaki mal ortaklığı rejiminin iptal edilerek, mal ayrılığı rejimine dönüştürülüp 1/2 oranındaki borçlu eşin hissesi üzerinden borçların tahsili veya bu dönemde reşit olmayan çocukları adına alınan malların üzerinden borçların tahsili imkanı bulunduğunu, bu konudaki taleplerinin icra müdürlüğünce reddedilmesinin ve mahkemece şikayetin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: İzmir 18. İcra Müdürlüğünün 2016/15982 esas sayılı dosyasının incelenmesinde, şikayetçi-alacaklı tarafından borçlu K1 aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile ilamsız 10 örnek icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçluya 10/03/2017 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekili tarafından 10/09/2019 tarihinde, "borçlunun üst ve alt soyunu gösterir aile nüfus tablosunun UYAP aracılığıyla çıkarılarak, bir örneğinin dosya içerisine alınması için gereğinin yapılmasına, baba hanesi ile birlikte meşruhatlı nüfus aile tablosunun çıkartılarak, baba ve anne isimleri üzerinden mirasen mal intikalinin olup olmadığının sorgulanmasına, mal kaçırma ihtimaline binaen tapu kayıtlarının borçlunun eşi adına ve çocukları adına 01/01/2002 tarihinden sonra edinilmiş, borçludan devrolan taşınır veya taşınmaz kayıtlarının olup olmadığının araştırılmasına" şeklinde talepte bulunulduğu, icra müdürlüğü tarafından 10/09/2019 tarihinde alacaklı vekilinin talebinin "alacaklı vekili her ne kadar borçlunun murisinin dosyaya taraf olarak eklenmesini ve mal varlığı sorgulamasını talep etmiş ise de; (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi Başkanlığının 05.05.2016 tarih ve 2015/33810 Esas 2016/13366 Karar sayılı ilamı) borçlu dışında kalan aile efradından olan anne, baba ve eşin nüfus kaydının alınarak ölü olup olmadıkları ve ölmüş iseler dosyaya taraf kaydederek mal varlığı sorgulamasının ve araştırmasının yapılmasının icra dosyası ile ilgisi olmayan üçüncü kişiler yönünden uygulanmasının mümkün olmadığı, nüfus kaydı ve diğer sorgulama işlemlerinin hakkında takip kesinleşen borçlular yönünden uygulanacağı, 3.kişiler ile ilgili yapılacak sorgulamaların Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen temel hak ve hürriyetlere aykırılık oluşturduğu, kişisel verilerin gizliliğinin güvence altına alındığı, takip ile ilgisi bulunmayan borçlu durumunda olmayan kişilerin kişisel kimlik bilgileri ile durumlarının araştırılmasının İcra Müdürlüğünün görevleri kapsamında bulunmadığı, alacaklı vekilince borçlunun murislerinin ölmüş olduğunun bildirilmesi ve taşınmaz/taşınır bilgilerinin sunulması halinde İİK'nun 94. maddesi gereğince işlem yapılabileceğinin aşikar olduğundan tüm bu nedenlerle alacaklı vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir." gerekçesi ile reddine karar verildiği görülmüştür.
Dava; memur muamelesini şikayete yöneliktir.
Konu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde,
TC Anayasası madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
TC Anayasası madde 20/3: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8: 1-Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2- Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır.
Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 9:1-Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.
2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.
Madde 44: 1- Nüfus kayıt örneklerini; .....ç) Adlî makamlar, ......nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1- d)Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,
Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi,
Madde 5:1- Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.
2- Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:
a\) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.
b\) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
c\) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.
ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.
d\) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.
e\) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.
f\) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.
Madde 28:1-Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:....d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi, düzenlemelerine rastlanmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-e) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 5) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır.(Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 28/1-d) Kişisel veri olduğu açık olan nüfus kaydına ilişkin bir başka düzenleme olan Nüfus Hizmetleri Kanununun 9. maddesine göre ise nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Tüm bu hususlardan açıkça anlaşıldığı üzere kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir, edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır ve bu durum gerek Anayasa, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır.
Somut olayda; icra dosyasında borçlu sıfatı bulunmayan şahısların malvarlığına haciz uygulanamayacağından ve 3.şahısların malvarlığı ile ilgili araştırma yapılamayacağından icra memurluğu tarafından borçlunun eşi ve çocukları yönünden verilen red kararında usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmadığı, alacaklı vekili tarafından 11.05.2017 tarihinde yapılan talep üzerine borçlunun babasından intikal edecek mal varlığı üzerine haciz uygulanmasına karar verildiği, ancak uygulanan bir haczin bulunmadığı, borçlunun babasının nüfus kaydının dosyada mevut olduğu, yine alacaklı vekilinin 01.08.2017 tarihindeki talebi üzerine borçlunun aktif ve pasif mal varlığı sorgusunun yapılmış olduğu, annesi ile ilgili olarak bir araştırma yapılmadığı ancak doğrudan borçlu olmayan şahısların icra dosyasına borçlu sıfatı ile eklenerek bu şahısların tüm mal varlıklarının araştırılmasının kişisel verilerin gizliliğine aykırılık teşkil edeceği anlaşıldığından alacaklı tarafın taleplerinin doğrudan üçüncü şahısların mal varlığına yönelik olması sebebi ile icra memurluğunca verilen red kararında ve mahkemece şikayetin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
İzmir 10. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 30/09/2019 tarihli, 2019/789 Esas, 2019/773 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1- b. 1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
Alınması gerekli 54,40-TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 10,00-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
İstinaf kanun yolu yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
HMK 333. madde gereğince kararın kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,
Kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK 'nun 361 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftaiçerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/07/2020