Bölge Adliye Mahkemesi

Esas 2017/926
Karar 2018/2511

Samsun BAM - 4. Hukuk Dairesi

YENİDEN KARARKabul

Karar Özeti

sonucunda; icra müdürlüğünün 14/03/2018 tarihinde henüz borçlu adına tescili yapılmayan taşınmaz üzerine haciz konulmasının mümkün olmadığı gibi satış isteme hakkı vermemesi sebebiyle konulsa dahi alacaklı tarafa hiç bir hukuki yarar sağlamayacağını, bu aşamada borçlu adına henüz intikali yapılmamış mal üzerine haciz konulması talebinin reddine dair vermiş olduğu kararın usul ve yasaya uygun bulunduğunu, davacının bu yöndeki şikayetinin reddine karar verilmesi gerektiğini, yine her ne kadar...

Karar Metni

Samsun BAM - 4. Hukuk Dairesi (E. 2018/1643)

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi, 4. HD., E. 2018/1643 K. 2018/2511 T. 1.11.2018

Esas No.: 2018/1643

Karar No.: 2018/2511

Karar Tarihi: 01.11.2018

TÜRK MİLLETİ ADINA

DAVANIN KONUSU: Şikayet (İcra Memur Muamelesi)

Dairemizce yapılan dosya üzerinden inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İSTEM: Davacı vekili 22/03/2018 havale tarihli dava dilekçesi ile; Samsun 9.İcra Müdürlüğünün 2017/147084 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, borçlunun babası K1'nin vefat ettiğini, bu nedenle Samsun 6. Noterliğinden icra dairesinden alınan yetkiye istinaden borçlunun babasının mirasçılarını gösterir veraset ilamı temin edildiğini, bunun üzerine Samsun 9. İcra Müdürlüğüne talep gönderildiğini, borçlu K2'nin dedesinin sisteme muris olarak kaydedilmesini borçluya babasından intikal eden taşınır ve taşınmaz malların sorgulanmasını talep ettiklerini icra müdürlüğünün bu talebi reddettiğini, borçluya intikali gerçekleşek olan taşınır ve taşınmaz malların sorgulanarak tespit edilmesi ve ilerde oluşan iş bu elbirliği mülkiyetinin sona ermesi durumunda borçluya ait olacak payın belirlenebilmesine ilişkin taleplerinin bulunduğunu, bu malların iştirak halinde olsa da borçlunun mal varlığı içinde olduğunu talep ile mal varlığının tespitinden sonra haciz intikal ve satış işlemleri prosedürü işyeleceğini, bu duruma ilişkin icra müdürlüğünün 14/03/2018 tarihli kararının düzeltilmesini talep ettiği, icra takibi neticesinde borçlulardan F1 Anonim Şirketi üzerine düşen tutarı dosyaya ödediğini, ancak icra müdürlüğü tarafından ödeme yapılırken yapılacak tutar ile ilgili yanlış hesaplamalar yapıldığını, borçlu F1 Anonim Sigorta Şirketi tarafından dosyaya mehil vesikası verildiğini bu borçlu yönünden haciz işleminin uygulanmadığını, bu borçlunun ödemesi yönünden tahsil harcının hacizli malı bulanan borçlular tarafından yapılan ödemeye ilişkin oranlara göre hesaplanarak kesilmesinin (%9,10 üzerinden) usul ve yasaya aykırı olduğunu, tahsil harcının hesaplandığı %9,10 oranının hatalı olduğunun tespit edilmesini ve bu işlemin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA: Dosya üzerinden karar verildiğinden davalının savunması alınmamıştır.

DELİLLER: Samsun 9.İcra Müdürlüğünün 2017/147084 Esas sayılı dosyası.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ: Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; icra müdürlüğünün 14/03/2018 tarihinde henüz borçlu adına tescili yapılmayan taşınmaz üzerine haciz konulmasının mümkün olmadığı gibi satış isteme hakkı vermemesi sebebiyle konulsa dahi alacaklı tarafa hiç bir hukuki yarar sağlamayacağını, bu aşamada borçlu adına henüz intikali yapılmamış mal üzerine haciz konulması talebinin reddine dair vermiş olduğu kararın usul ve yasaya uygun bulunduğunu, davacının bu yöndeki şikayetinin reddine karar verilmesi gerektiğini, yine her ne kadar davacı vekilince F1 Anonim Türk Sigorta Şirketi Yönünden mehil vesikası verildiğinden haciz işlemi uygulanmadığını, sigorta şirketi yönünden istinaf başvurusunun kabul edildiğini, alacak kalemlerinin sigorta şirketi yönünden değiştirildiği ve sorumluluk tutarının istinaf mahkemesi kararı ile belirlendiğini, bunun üzerine sigorta şirketi tarafından sorumluluk tutarı borç miktarının takip dosyasına yatırıldığını, diğer borçlular yönünden herhangi bir ödemenin sözkonusu olmadığını, bu nedenle yalnız ödeme yapan borçlu yönünden tahsil harcı kesilmesi gerekirken tüm borç tutarı ödenmiş gibi tahsil harcı kesilmesinin usul ve yasaya uygun bulunmadığı belirtilmişse de diğer borçluların sigorta şirketinin sorumlu bulunduğu tutardan müteselsilen sorumlu bulundukları ve bu borçlular yönünden takip dosyası kapsamında haciz işleminin uygulandığını, icra takibi sonucunda kesinleşen borç miktarının dosya kapsamına yatırılan miktardan daha fazla olduğunu, bu hali ile icra müdürlüğünce alacaklı vekiline ödeme yapılırken dosya kapsamına yatırılan toplam tutar üzerinden % 9,10 oranında tahsil harcı ile % 2 oranında cezaevi harcı alınmasına ilişkin 12/03/2018 tarihli kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu sonuç ve kanaatine ulaşılarak açılan davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAFA BAŞVURAN TARAF VE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından, dava dilekçesindeki nedenler tekrarlanarak istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava; İİK'nın 16 vd. maddeleri kapsamında şikayettir.

Samsun 9. İcra Müdürlüğünün 2017/147084 takip sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklılar K3, K4, K5 ve K6 tarafından borçlular F2 Ev Aletleri San. Gıda ve Paz. Tic. Ltd. Şti, K2 ve F1 Sigorta A.Ş hakkında Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/931 esas 2017/926 karar sayılı ilamına ilişkin 886.753,06TL alacağın tahsili amacı ile icra takibi başlatıldığı, davacı alacaklı vekili tarafından borçlunun babasının taraf olarak takip dosyasına eklenmesine yönelik talepte bulunulduğu, bu talebinin icra müdürlüğünce 14/03/2018 tarihinde "talabindavacı tarafa hiç bir hukiki yarar sağlamayacağı, ayrıca mirasçılık ilişkisini ispata yarar veraset ilamı dosyada bulunmadığı, dolayısıyla mirasın borçluya intikal edip etmeyeceğinin henüz belli olmayacağı, belirtilerek reddine karar verildiği görülmüştür.

Borçlunun K2nin dedesinin sisteme muris olarak kaydedilerek malvarlığının sorgulanması talebinin reddine yönelik istinaf başvurusu hakkında yapılan değerlendirmede;

İstinaf itirazının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için borçlu dışındaki kişilerin nüfus kayıt bilgilerinin takip dosyası kapsamında temin edilerek açığa çıkarılmasının mümkün olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir.Bunun için konuyla ilgili mevzuat hükümlerinin incelenmesi gerekir.

TC Anayasasının 13.maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

TC Anayasası madde 20/3 maddesinde; "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." düzenlemeleri yer almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8 maddesinde de; "1-Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2-Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır. " hükümlerine yer verilmiştir.

Nüfus Hizmetleri Kanunu 9.maddesine göre de;"1-Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.

2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Aynı kanunun44.maddesine göre,1- Nüfus kayıt örneklerini; .....ç) Adlî makamlar, ......nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d maddesinde;Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi,

Madde 5: 1- Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

Madde 28: 1-Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:....d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi" şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir.

Açıklanan bu hükümlere göre, kişinin nüfus kaydı kişisel veri niteliğinde olup nüfus kayıtlarının tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır. Kişisel veri olduğu açık olan nüfus kaydına ilişkin bir başka düzenleme olan Nüfus Hizmetleri Kanununun 9. maddesine göre ise nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Tüm bu düzenlemelerden açıkça anlaşıldığı üzere kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizli olup edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır ve bu durum gerek Anayasa, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. Somut olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurum yukarıda belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan değildir.

Esasen alacaklı tarafın borçlunun murisi olabilecek kişilerin nüfus kaydına erişilmesinin ve onların ölmüş olup olmadıklarının tespitini istemekte borcu tahsil bakımından yararı bulunduğu açıktır. Ancak kişisel verilerin bu şekilde işlenmesi ile elde edilmesi muhtemel yararların yanısıra doğabilecek zararlar da birlikte değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin 09/04/2014 tarih ve 2013/122-2014/74 EK sayılı kararında kişisel verilerin niçin gizli tutulması gerektiği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. "Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan çok sayıda verinin toplanabilmesi; daha önce birbirinden ilişkisiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi; verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik imkânlarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesinin artması; verilere erişim ve veri transferinin kolaylaşması; kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlık niteliği kazanması neticesinde, özel sektör unsurlarınca yaratılan risklerin daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşması ve terör ve suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması gibi etkenler, günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'nın 20. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, "Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır." O halde yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun dedesinin sisteme kaydedilerek taşınmaz bilgilerinin sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin müdürlük kararı doğrudur. Nitekim bu hususta yerleşmeye başlayan uygulama kapsamında da mahkemelerce verilen benzer mahiyetteki kararlar Yargıtay tarafından da onanmaktadır. (Benzer mahiyette Yargıtay 12 HD' nin 05/05/2016 tarih ve 2015/33810-2016/13366 Esas Karar ve yine aynı Dairenin 15.02.2018 tarih ve 2016/32416 esas 2018/1370 karar sayılı

onama kararları) Davacı tarafın buna yönelik istinaf itirazının esastan reddi gerekir.

Davacı vekili, yalnız ödeme yapan borçlu yönünden tahsil harcı kesilmesi gerekirken tüm borç tutarı ödenmiş gibi tahsil harcı kesilmesinin usul ve yasaya uygun bulunmadığını belirtilmiştir; ancak, diğer borçluların sigorta şirketinin sorumlu bulunduğu tutardan müteselsilen sorumlu bulundukları ve icra takibi sonucunda kesinleşen borç miktarının dosya kapsamına yatırılan miktardan daha fazla olduğu, bu hali ile icra müdürlüğünce alacaklı vekiline ödeme yapılırken dosya kapsamına yatırılan toplam tutar üzerinden tahsil harcı kesilmesinde ve aynı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davacı vekilinin tahsil harcının oranına yönelik istinaf istemine gelince, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarifenin icra harçlarını düzenleyen B-1/3-a maddesine göre; ödeme, ödeme ve icra emrinin tebliğinden sonra, fakat hacizden önce yapılmışsa, ödenen paralardan % 4,55 tahsil harcı alınmaktadır. Aynı Yasa'nın 3/b bendinde ise; tahsil harcının, "hacizden sonra ve satıştan önce ödenen paralardan % 9,10 oranında kesileceği öngörülmüştür. Somut olayda; takip borçlusu F1 Sigorta A.Ş tarafından henüz kendisi yönünden haciz yapılmadan 27.02.2018 tarihinde 102.317,00 TL ödeme yapıldığı görülmektedir. Bu nedenle, ödenen paradan % 4,55 oranında tahsil harcı kesilmesi gerekirken % 9.10 oranında tahsil harcı kesilmesi hatalıdır.

HMK 353/1-b-2 maddesine göre ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir. Gerçekleşen bu durum karşısında; kararın kaldırılarak, belirlenen gerekçe çerçevesinde şikayetin tahsil harcı yönünden kabulüne, 12.03.2018 tarihli kararın harç oranı yönünden iptaline, diğer şikayetlerin reddine dair yeni bir hüküm kurulması gerektiğikanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun; 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca tahsil harcı yönünden KABULÜile, Samsun 1.İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/160 E - 2018/196 K sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerine aşağıdaki hükmün oluşturulmasına,

"1-Davacının şikayetinin tahsil harcı yönünden KABULÜ ile, Samsun9. İcra Müdürlüğü'nün 2017/ 147084 esas sayılı takip dosyasında 12/03/2018 tarihli kararın harç oranı yönünden İPTALİNE, diğer şikayetlerinin REDDİNE,

2- Harç peşin alınmış olmakla yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Şikayetin niteliği ve duruşma açılmaması nazara alınarak yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

4- Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın Yönetmeliğin 5. maddesi gereğince hüküm kesinleştiğinde taraflar hesap numarası bildirmiş ise elektronik ortamda, bildirmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT vasıtasıyla adreste ödemeli olarak kendisine gönderilmesine,"

2- Harç peşin olarak alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Dosyanın İstinaf Mahkemesine gönderilmesi amacıyla davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,

4- İnceleme duruşmasız yapıldığından, vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

5- Kararın davacı tarafa tebliğine,

HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 01/11/2018

# ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ KARARLARI

Bölüm İçeriği

- İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi (E. 2020/616)

- İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (E. 2019/279)