Danıştay Kararı - 8. Daire (E. 2017/1388)
Danıştay Kararı - 8. D., E. 2017/1388 K. 2020/2838 T. 25.6.2020
Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı): Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu
Vekili: Av. K1
Karşı Taraf(Davacı): K2
Vekili: Av. K3
İstemin Özeti: Malatya İdare Mahkemesinin 06/04/2016 gün ve E:2016/3, K:2016/426 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi: K4
Düşüncesi: Davalı idare tarafından yapılan temyiz isteminin reddedilerek Mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava, davacı vekili tarafından, davacının geçirmiş olduğu trafik kazası sebebiyle tedavi gördüğü Malatya Devlet Hastanesi'nde bulunan davacıya ait tüm tedavi evrakının bir örneğinin trafik sigortasına başvurmak üzere verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının avukat olan vekilince, sigorta şirketine başvurulacağı şeklinde sebebi açıklanmak ve ekinde vekaletname sunmak suretiyle tüm tedavi evrakının onaylı birer örneğinin verilmesi istemiyle yapılan başvurunun, istenilen belgelerin yasalarca istisna kapsamında tutulan bilgi ve belgelerden olmaması nedeniyle 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2. maddesi gereğince kabulü gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20/3. maddesinde, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
07.04.2016 tarih ve 29677 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir."; "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında; "a) Açık rıza: Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı, (...) d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi, (...) ifade eder." ; Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği,sağlığı,cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir."; 2. fıkrasında, "Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır."; 3. fıkrasında ise, "Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hallerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir." hükümlerine yer verilmiştir.
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Bilgi verme yükümlülüğü" başlıklı 5/1. maddesinde, "Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler." hükmüne yer verilmiş; öte yandan bilgi edinme hakkının sınırlarının düzenlendiği dördüncü bölüm altında yer alan "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 21. maddesinde ise, "Kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır. Kamu yararının gerektirdiği hallerde, kişisel bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluşlar tarafından, ilgili kişiye en az yedi gün önceden haber verilerek yazılı rızası alınmak koşuluyla açıklanabilir." düzenlemesine yer verilmek suretiyle kişilerin sağlık bilgilerinin anılan Kanun kapsamı dışında yer aldığı ifade edilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlığın amacı" başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında, "Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. (...)" hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı vekili tarafından, davacının 25.03.2015 tarihinde trafik kazası geçirmesi sebebiyle Malatya Devlet Hastanesi'nde tedavi gördüğünden bahisle, davacıya ait tüm tedavi evrakının bir örneğinin trafik sigortasına verilmek üzere 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesine dayanılarak 14.05.2015 tarihli dilekçe ile istenilmesi üzerine, davacıya ait vekaletnamenin usulüne uygun bulunmadığı ancak eksikliklerin giderilmesi halinde ilgili bilgi-belgelerin gönderilebileceği gerekçesiyle 18.05.2015 tarih ve 05 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen 6698 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere "... adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler" kişisel veri olarak kabul edilmektedir.
6698 sayılı Kanunda kişisel verilerin işlenmesine ilişkin genel şartlar ortaya konulmakla birlikte yasa koyucunun takdir yetkisi kapsamında kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri gibi özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarının ayrı bir düzenlemeye tabi tutulduğu, bu düzenlemeyle birtakım kişisel verilerin özel hukuki koruma altına alındığı görülmektedir.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenebilmesi için kural olarak ilgililerin açık rızasının bulunması gerekmektedir. Ancak 6698 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 3. fıkrasında, sağlık ve cinsel hayat dışındaki özel nitelikli kişisel verilerin, "Kanunlarda öngörülen hallerde" ilgililerin açık rızası aranmaksızın da işlenebileceği belirtilmek suretiyle anılan kuralın istisnasına yer verilmiştir. Bununla birlikte sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin ise bu istisnadan da istisna edilerek ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği ifade edilmek suretiyle, önemine binaen "Kanunlarda öngörülen hallerde" şeklinde bir ifade biçimiyle yetinilmeyerek, bu verilerin ilgililerin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği hallerin doğrudan Kanun maddesinde düzenlendiği görülmektedir.
Şu halde, kökeni Roma Hukukuna dayanan ve günümüzde genel hukuk kaidesi olarak kabul gören "istisna içerikli hükümlerin dar yorumlanması" (singularia non sunt extenda) ilkesi uyarınca, işlenme şartları bizzat 6698 sayılı Kanun'da yer alan kişilerin sağlık verilerine ilişkin bilgilerin, ancak kişinin açık rızası halinde işlenebileceği, "işlenme" ifadesinden ise, ilgili verinin açıklanması, aktarılması, elde edilebilir hale getirilmesi gibi her türlü işlemin anlaşılması gerektiği açıktır.
Diğer taraftan, Avukat-müvekkil ilişkisi temelde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde yer alan "vekalet sözleşmesi"ne dayanmakta olup; vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütme ödevi bulunmaktadır. Bu özen görevi, 1136 sayılı Kanun'da da avukatın işini özenle ve sonuna kadar takip etme (m. 34 ve 171) ödeviyle de somutlaştırılmış bulunmaktadır. Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinde, avukatlığın amacının, hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olduğu, avukatın bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis edeceği ifade edildikten sonra aynı maddenin 3. fıkrasında, madde metninde sayılan kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişilerinin avukatların ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgeleri incelemeye sunmakla yükümlü kılınarak avukatlara görevlerinin yerine getirilmesi kapsamında, müvekkilinin hukukunu savunabilmesine, haklarını dava etmesine, yargılama sürecinin çabuklaştırılmasına ve uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesine yardımcı olma görevinin yüklendiği anlaşılmaktadır. Şüphesiz bu yükümlülük, "Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla" ilgili kurum ve kuruluşlara getirilmiş olup mutlak değildir.
Olayda, davacının Malatya 1. Noterliği'nin 05.05.2015 tarih ve 7970 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davacı vekiline verdiği vekaletname içeriğinde, "... adıma hastanelerde gerekli evraklar ile tüm tedavi evraklarını almaya (...) yetkili olmak üzere" ifadesiyle açıkça avukat olan vekilini yetkilendirdiği görülmekte olup, davacının açık rızasını yansıtan bu ifadenin özel nitelikli kişisel veri mahiyetinde bulunan sağlık bilgilerine ilişkin kayıtların 1136 sayılı Kanun ve 6698 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde avukatı tarafından istenebilmesine olanak tanıdığından, vekaletnamenin usulüne uygun bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Malatya İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına ve temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 25/06/2020 tarihinde gerekçede oyçokluğu; esasta oybirliği ile karar verildi.
KARŞIOY:
\- İdare ve vergi mahkemeleri tarafındanv erilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, değişik gerekçeyle onanmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.